geveze kuşlar konar usulca saçlarıma ben sıkıca kapatıp penceremi göğe dönerim sırtımı toprağın çatlaması gürültülü bir çehrede kıyamet olur, günah çağı dayanır kapıya sahi, hain bir saldırı sonrası sen lirik bir türkü tuttur kendine kuşlar yutarsa dilini bir akşam vakti ardımda yanılgılar çatlayan toprağın üstüne devrilir köreltirim çektiğim kılıcı
alnımda biriken kahkahalar dayandığım ezgin coğrafya şimdi bu vakit sesimi duyan olur mu yangın yerinde göğe bakmak ve dönmek yine dönmek yağmurda çıplak ayak bizim sokak bu rüzgârın ardından çıkmaz sokak kör kuşlar, dilsiz tarih elimde sakladığım muska saçlarım artık omzumda
zaten bu ten devrilirken toprağa saçlarım düşer yere sokağın en haytası ben olurum dilsiz kuşlar uğramaz saçlarıma sırtımı dönerim göğe yanılırım yanılırsın yanılır
Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz;
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim:
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç fark ettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yasa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne donup duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.
N'eylesin olum herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla taşında.